Bir bütünü oluşturacak,
Bağlantılı cümleleri bulamıyorum bu ara.
Ama hissettiklerim,
Hep yazmaktan yana.
O yüzden ne varsa kafamda,
Döküyorum buraya,
Aynı havadaki bulutlar gibi öbek öbek,
Ama genellikle gri tonlarda.
****
Değişiyorum.
Kimi zaman kaybolarak,
Kimi zaman kendimi bularak.
Ama hep düşünerek...
****
Uzaklaşmak,
Uzun zaman kaybolmak,
Kendimle başbaşa kalmak.
Geçiyor aklımdan hep.
Peki ya sonra?
****
Kelimeler bile kopuk birbirinden.
Cümleler ise tadı olmayan bir yemek gibi.
Düşüncelerin kölesi olmamak gerek.
Evet gerek.
Ve işte gerisi sadece bu üç nokta...
****
Bu aralar,
Gökyüzünün mavisi bulutların arkasına gizlendi.
****
Duygularım saman gibi.
Ne yaparsam yapayım,
Eğlenmek bu aralar bana uzak bir gemi.
Belki kıtalar var aramızda,
Belki sonsuzmuş gibi görünen okyanuslar.
Ben sıkılma adasına düştüm,
Yanıma alabildiğim tek şey ise zorunluluklar.
****
Karmaşık-kafa yarattı etrafta karman-çorman bir hava.
Bir süpürgem olsa,
Elektrikli süpürgem...Çeksem bütün mikropları torbasına.
Çalı süpürgem...Toplasam bu tozları temizlesem bir anda.
Sonra binip gitsem sopasına.
Uzaklara...
****
Verdiysem rahatsızlık,
Affola...
En güncel Yazılar »
Karmaşık-kafa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karmaşık-kafa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ocak 2011 Pazartesi
24 Ocak 2011 Pazartesi
Sıkılmaktan sıkılmak
Yağmurlu havalarda,
Güneş ışığını özlüyorum.
Tıpkı hüzünlü günlerde,
Gülmeyi özlediğim gibi.
Tek başına olduğunda,
Kalabalığı özlemek gibi...
Her gün geldiğim yerde kimi zaman,
Hiç gitmediğim ama gitmek istediğim yerleri özlüyorum.
Bana enerji verecek,
Kaynağı arıyorum...
Sıkılmaktan sıkılmak...Yeterli mi sıkılmamaya başlamak için?
Güneş ışığını özlüyorum.
Tıpkı hüzünlü günlerde,
Gülmeyi özlediğim gibi.
Tek başına olduğunda,
Kalabalığı özlemek gibi...
Her gün geldiğim yerde kimi zaman,
Hiç gitmediğim ama gitmek istediğim yerleri özlüyorum.
Bana enerji verecek,
Kaynağı arıyorum...
Sıkılmaktan sıkılmak...Yeterli mi sıkılmamaya başlamak için?
5 Ağustos 2010 Perşembe
Kendi kendinin sansürü
Kelimeler su gibi akıp gitmeye hazır beklerlerken,
Ve zaten konuşmamayı tercih etmişken,
Rahatlamanın en kısa yolunun da bu olduğunu bilirken,
En kısa yolu seçmeyi de isterken,
Üstü kapalı bile olsa ima edebilecekken,
Aklıma gelen, beni sinirlendiren şeyleri kafamda dönüp duran düşünceler, takıntılar, korkular nedeni ile yazamayacaksam,
O zaman ne anlamı var ki normalde yazmanın, ben anlamam?
Yok! Anlamsız!
Kendi kendimin sansürü olmak zor, çok zor gerçekten.
Üstelik bu sadece yazı yazmada değil, konuşmakta da geçerli, yani ikisi birden.
Gerçekten sıkıldım kendimin bu halinden!
Hiçbirşey yapmak istemiyorum bu kadar kızgınken!
Ve zaten konuşmamayı tercih etmişken,
Rahatlamanın en kısa yolunun da bu olduğunu bilirken,
En kısa yolu seçmeyi de isterken,
Üstü kapalı bile olsa ima edebilecekken,
Aklıma gelen, beni sinirlendiren şeyleri kafamda dönüp duran düşünceler, takıntılar, korkular nedeni ile yazamayacaksam,
O zaman ne anlamı var ki normalde yazmanın, ben anlamam?
Yok! Anlamsız!
Kendi kendimin sansürü olmak zor, çok zor gerçekten.
Üstelik bu sadece yazı yazmada değil, konuşmakta da geçerli, yani ikisi birden.
Gerçekten sıkıldım kendimin bu halinden!
Hiçbirşey yapmak istemiyorum bu kadar kızgınken!
3 Ağustos 2010 Salı
Hırtapoz kelimeler
Sinirlilik.
En sinir olduğum şeylerden biridir kibirlilik.
Kıskançlık. Çekememezlik.
En sinir olduğum şeylerden başka bir tanesidir içten içe bu düşünceleri yenmeye yeltenmemezlik.
İnsan.
Doğası gereği imrenir.
Ama aklını kullanıp mantığına hükmetmelidir. Duygularını yönetmelidir.
Evet zordur. Ama en azından denemelidir.
Öbür türlü olmayı istememelidir.
Evet faydası bol ama bazen zor olur ayrıntılar.
Ayrıntıların farkında olmalar.
Farkında olup, dışarı yansıtamamalar.
Kelimeler kimi zaman...
Çıkmaya hazırlardır ağızdan.
Hepsi üstünü başını giyinmiş,
Duşlarını almış, saçlarını taramış, bekliyorlardır kapıda.
Ama bir türlü açılmaz kapı.
"Kırmayayım, etmeyeyim, kimseyi üzmeyeyim."
"Konuşup, büyütmeyeyim" nedenleri ile kapıların açılmayacağı yazıları geçer duyurulardan.
Kelimeler içeride kalır.
Kimi zaman iyidir ama,
Fazla kişi kalınca içeride yer daralır.
Sonra ne olur?
Canları sıkılan kelimeler içeride başlarlar partiye!
Midenin tepesine inip, hop hop hop zıplayıp, dans edip, tepinmeye.
Bu sefer mide başlar söylenmeye.
Gidin başka yerde yapın eğlencenizi beni rahatsız etmeyin demeye.
Kelimeler yine kapıya gelir, beklerler belki çıkarız dışarı diye.
Ama yok, kapı kapalı açılmaz ise,
Karar verirler, bu kadar gelmişken kafaya çıkarlar ziyarete.
Kafanın orada;
Başlarlar birbirlerini kovalamaya.
Düşüncelerle dalaşmaya.
Bu kelimeler ilk başta
Doğru dizilmişlerdir, birlikte cümleleri güzelce birleştirmişlerdir aslında.
Ama bu kadar zaman içeride kalınca,
Aralarına,
Almaya başlarlar ufaklıkları "argo" adında.
Bu sefer birleşip, çete kurup, planlar yaparlar.
Konu başlığı ise,
Kapı açıkken dışarı kaçmanın yollarını aramalar.
Geceleri rüyalarda,
Gündüzleri düşüncelerin yanı başlarında dolaşır,
Her fırsatta araya girer, konuyu kendi argolu cümleleriyle belirlerler.
Bezdirmek için ellerinden geleni yaparlar.
Sonunda,
Ya kazanır kelimeler dışarı kaçarlar,
Yanlarına argolar ve sivrilmiş, şekil değiştirmiş arkadaşlarını alırlar.
Ya da kapının sahibi kazanır,
Kelimeleri planlarından vazgeçirir,
Başka cümlelerin içlerine yerleştirir,
Tamamen farklı düşünceler ile birleştirir,
Faydalı hale getirir.
Hırtapoz kelimeler,
Dönüşsünler birer birer,
Hepsi olsun yapıcı cümleler,
Düşüncelerin gelişmesine yardım etsinler.
Sinirliliği bir bir yensinler.
En sinir olduğum şeylerden biridir kibirlilik.
Kıskançlık. Çekememezlik.
En sinir olduğum şeylerden başka bir tanesidir içten içe bu düşünceleri yenmeye yeltenmemezlik.
İnsan.
Doğası gereği imrenir.
Ama aklını kullanıp mantığına hükmetmelidir. Duygularını yönetmelidir.
Evet zordur. Ama en azından denemelidir.
Öbür türlü olmayı istememelidir.
Evet faydası bol ama bazen zor olur ayrıntılar.
Ayrıntıların farkında olmalar.
Farkında olup, dışarı yansıtamamalar.
Kelimeler kimi zaman...
Çıkmaya hazırlardır ağızdan.
Hepsi üstünü başını giyinmiş,
Duşlarını almış, saçlarını taramış, bekliyorlardır kapıda.
Ama bir türlü açılmaz kapı.
"Kırmayayım, etmeyeyim, kimseyi üzmeyeyim."
"Konuşup, büyütmeyeyim" nedenleri ile kapıların açılmayacağı yazıları geçer duyurulardan.
Kelimeler içeride kalır.
Kimi zaman iyidir ama,
Fazla kişi kalınca içeride yer daralır.
Sonra ne olur?
Canları sıkılan kelimeler içeride başlarlar partiye!
Midenin tepesine inip, hop hop hop zıplayıp, dans edip, tepinmeye.
Bu sefer mide başlar söylenmeye.
Gidin başka yerde yapın eğlencenizi beni rahatsız etmeyin demeye.
Kelimeler yine kapıya gelir, beklerler belki çıkarız dışarı diye.
Ama yok, kapı kapalı açılmaz ise,
Karar verirler, bu kadar gelmişken kafaya çıkarlar ziyarete.
Kafanın orada;
Başlarlar birbirlerini kovalamaya.
Düşüncelerle dalaşmaya.
Bu kelimeler ilk başta
Doğru dizilmişlerdir, birlikte cümleleri güzelce birleştirmişlerdir aslında.
Ama bu kadar zaman içeride kalınca,
Aralarına,
Almaya başlarlar ufaklıkları "argo" adında.
Bu sefer birleşip, çete kurup, planlar yaparlar.
Konu başlığı ise,
Kapı açıkken dışarı kaçmanın yollarını aramalar.
Geceleri rüyalarda,
Gündüzleri düşüncelerin yanı başlarında dolaşır,
Her fırsatta araya girer, konuyu kendi argolu cümleleriyle belirlerler.
Bezdirmek için ellerinden geleni yaparlar.
Sonunda,
Ya kazanır kelimeler dışarı kaçarlar,
Yanlarına argolar ve sivrilmiş, şekil değiştirmiş arkadaşlarını alırlar.
Ya da kapının sahibi kazanır,
Kelimeleri planlarından vazgeçirir,
Başka cümlelerin içlerine yerleştirir,
Tamamen farklı düşünceler ile birleştirir,
Faydalı hale getirir.
Hırtapoz kelimeler,
Dönüşsünler birer birer,
Hepsi olsun yapıcı cümleler,
Düşüncelerin gelişmesine yardım etsinler.
Sinirliliği bir bir yensinler.
2 Ağustos 2010 Pazartesi
Karmaşık kelimeler kutusu
Hava sıcak.
Aklım karışık.
Davranışlar ise fazla yatışık.
Yapıcı düşünceler biraz molada.
Gezmede, tozmada belki soru işaretlerinin yanıtlarını aramada.
Cümleler kısa.
Anlamlar için ise üç nokta...
Harekete geç diyen bir ses mi duydum?
Belirsizlikler döngüsünde manasız cümleler mi kurdum?
En zor cümlem acaba kaç kelime taşır diye mi düşündüm?
Kendimle bizzat korkulu rüyalarımda mı, yoksa hayallerimde mi görüştüm?
Görüşme öncesi kısa özgeçmişimi mi doldurdum?
Ben olmak için kendimi uygun mu buldum?
Yoksa biraz tecrübeye mi ihtiyaç duydum?
Başladı düşünceler kafamın etrafında dönmeye, dönmeye ve dönmeye.
Beni yediler ve karar verdiler bitirmeye...
Kendimin çok azına gelebildiğim vakitte,
Kafayı içi boş cümleler için yormama kursuna kaydoldum.
Çünkü biliyorum ki ben,
Karmaşık kelimeler kutusunun içinde kayboldum...
Aklım karışık.
Davranışlar ise fazla yatışık.
Yapıcı düşünceler biraz molada.
Gezmede, tozmada belki soru işaretlerinin yanıtlarını aramada.
Cümleler kısa.
Anlamlar için ise üç nokta...
Harekete geç diyen bir ses mi duydum?
Belirsizlikler döngüsünde manasız cümleler mi kurdum?
En zor cümlem acaba kaç kelime taşır diye mi düşündüm?
Kendimle bizzat korkulu rüyalarımda mı, yoksa hayallerimde mi görüştüm?
Görüşme öncesi kısa özgeçmişimi mi doldurdum?
Ben olmak için kendimi uygun mu buldum?
Yoksa biraz tecrübeye mi ihtiyaç duydum?
Başladı düşünceler kafamın etrafında dönmeye, dönmeye ve dönmeye.
Beni yediler ve karar verdiler bitirmeye...
Kendimin çok azına gelebildiğim vakitte,
Kafayı içi boş cümleler için yormama kursuna kaydoldum.
Çünkü biliyorum ki ben,
Karmaşık kelimeler kutusunun içinde kayboldum...
24 Haziran 2010 Perşembe
Yok
Gidip göresim. Yok.
Kalkıp gezesim. Yok.
Okuyup bilesim. Yok.
Gülüp geçesim. Yok.
Konuşup durasım. Yok.
Arayıp durasım. Yok.
Yaşayıp gidesim. Yok.
Cevap veresim. Yok.
Susup bakasım. Yok.
Ne yapıp ne edesim. Yok.
Merak edesim. Yok.
Heves edesim. Yok.
Yorum yapasım. Yok.
Bir tek yazasım...
Kalkıp gezesim. Yok.
Okuyup bilesim. Yok.
Gülüp geçesim. Yok.
Konuşup durasım. Yok.
Arayıp durasım. Yok.
Yaşayıp gidesim. Yok.
Cevap veresim. Yok.
Susup bakasım. Yok.
Ne yapıp ne edesim. Yok.
Merak edesim. Yok.
Heves edesim. Yok.
Yorum yapasım. Yok.
Bir tek yazasım...
22 Haziran 2010 Salı
Hasta canı istemez pasta
Klimanın soğuk havası ile yapılan şeytani anlaşma sonrası,
Boğazımda bir dans festivali başladı!
Pistin üzerinde atılan adımlar, alttakini gıdıkladıkça gıdıkladı!
Burnumda ise fazla mesainin zilleri çaldı,
Depolar dolup taştığından, fazla ürünler mendillerle dışarı atıldı.
Kulaklarım kapılarını dünyaya kapadı, sadece birkaç milim aralık kaldı,
Kapalı yazısını okuyan dünyalı sesler ise, hep komşulara uğradı!
Bir ara ısı normalin üzerine çıktı!
Hemen harareti alması için sıvı takviyesi yapıldı.
Derken fabrikanın işlerine devam edebilmesi için yakıt azaldı!
Besleyici dünyalı sebzelerin borsadaki hisselerinin değeri birden arttı!
Sonunda mantık devreye girdi, yönetimi ele aldı!
Ufak haplar mideye doğru rafting yaptı.
O arada yazı yazmak ta, yazılanda mantık aramak ta, bir hayli zorlaştı!
Boğazımda bir dans festivali başladı!
Pistin üzerinde atılan adımlar, alttakini gıdıkladıkça gıdıkladı!
Burnumda ise fazla mesainin zilleri çaldı,
Depolar dolup taştığından, fazla ürünler mendillerle dışarı atıldı.
Kulaklarım kapılarını dünyaya kapadı, sadece birkaç milim aralık kaldı,
Kapalı yazısını okuyan dünyalı sesler ise, hep komşulara uğradı!
Bir ara ısı normalin üzerine çıktı!
Hemen harareti alması için sıvı takviyesi yapıldı.
Derken fabrikanın işlerine devam edebilmesi için yakıt azaldı!
Besleyici dünyalı sebzelerin borsadaki hisselerinin değeri birden arttı!
Sonunda mantık devreye girdi, yönetimi ele aldı!
Ufak haplar mideye doğru rafting yaptı.
O arada yazı yazmak ta, yazılanda mantık aramak ta, bir hayli zorlaştı!
20 Mayıs 2010 Perşembe
İçten içe monoton
Çoğu zaman yaşadığımız hayatın monotonluğuna,
Geçirdiğimiz günlerin arasına karbon kağıt konmuş olmasına,
Kafamızda farklı bir dünya var iken,
İçinde bulunduğumuz, yaşadığımız zamanın kafamızdaki şablonla uymamasına,
İşte bu yüzden yaşadığımız "an" yerine hep kafamızdaki dünyanın içinde olmamıza,
Kızarız.
Tepki gösteririz.
Bence...
İçten içe...
Kimi zaman...
O zamanlarda işte aynen böyle başı-sonu-ortası belli olmayan,
Konusu ve fikri hep monotonluk olan
Yazılar yazarız.
Sonrasında ise yazdığımızı beğenmeyip,
Taslak olarak kaydederiz.
Kafamızın daha dingin olduğu bir dönemde sağdan soldan törpüleyip,
İçeriğini süsle püsle zenginleştirip
Yayınla butonuna tıklayabilmek için.
Bugün ben bunu yapmıyorum.
Olduğu gibi yayınlıyorum.
Karmaşık kafa olarak etiketleyip
Huzurlarınıza sunuyorum.
Geçirdiğimiz günlerin arasına karbon kağıt konmuş olmasına,
Kafamızda farklı bir dünya var iken,
İçinde bulunduğumuz, yaşadığımız zamanın kafamızdaki şablonla uymamasına,
İşte bu yüzden yaşadığımız "an" yerine hep kafamızdaki dünyanın içinde olmamıza,
Kızarız.
Tepki gösteririz.
Bence...
İçten içe...
Kimi zaman...
O zamanlarda işte aynen böyle başı-sonu-ortası belli olmayan,
Konusu ve fikri hep monotonluk olan
Yazılar yazarız.
Sonrasında ise yazdığımızı beğenmeyip,
Taslak olarak kaydederiz.
Kafamızın daha dingin olduğu bir dönemde sağdan soldan törpüleyip,
İçeriğini süsle püsle zenginleştirip
Yayınla butonuna tıklayabilmek için.
Bugün ben bunu yapmıyorum.
Olduğu gibi yayınlıyorum.
Karmaşık kafa olarak etiketleyip
Huzurlarınıza sunuyorum.
11 Nisan 2010 Pazar
Başlığın ne olduğunun bilinmemesi
Can sıkıntısı.
Hafta sonundan elde kalan zaman kırıntısı.
O da bitti bitecek.
Büyük bölümünü uyku alıp götürecek.
Durgun bir hal.
Ne geçmiş, ne şimdi, ne gelecek için düşünecek bir güç şu an bende var.
Belki alır götürür bu düşünceleri kafamdan, bu duyguları içimden diye, yazıya güvenilmesi.
Mide yanması.
İçilen o iki kadeh şaraba kızılması.
Çevre çemberimin çapının düşünülmesi.
Uzun görünümlü kısa çapların beni rahatsız etmesi.
Kendime anlam verilememesi.
Kabullenmek ve sonra düşünmek denilip, dinlenmeye çekilmesi.
Evet, sanırım şu an için bu en iyisi.
Hafta sonundan elde kalan zaman kırıntısı.
O da bitti bitecek.
Büyük bölümünü uyku alıp götürecek.
Durgun bir hal.
Ne geçmiş, ne şimdi, ne gelecek için düşünecek bir güç şu an bende var.
Belki alır götürür bu düşünceleri kafamdan, bu duyguları içimden diye, yazıya güvenilmesi.
Mide yanması.
İçilen o iki kadeh şaraba kızılması.
Çevre çemberimin çapının düşünülmesi.
Uzun görünümlü kısa çapların beni rahatsız etmesi.
Kendime anlam verilememesi.
Kabullenmek ve sonra düşünmek denilip, dinlenmeye çekilmesi.
Evet, sanırım şu an için bu en iyisi.
30 Mart 2010 Salı
Kelimeler ve dipteki inci
Bazen işte böyle olur,
Kelimeler bana pek bozulur,
Sörf tahtası olacaklarına düşünce okyanusunda,
Fikir dalgası gelince dört adam boyutunda,
Üzerinde kayarak ona yol açacaklarına,
Dalgıçlık yapıp başlarlar dipteki inciyi aramaya.
Peki sonra ne olur?
Dalga gözden kaybolur,
İnci desen ha deyince nasıl bulunur?
Ortada bırakırlar beni,
Ya görürsem sonra köpekbalığı yüzgeci!
Köpekbalığı burada yazamamak korkusun bir tasviri,
İnci uğruna sattı bu kelimeler beni.
Neyseki yüzerim istersem karaya,
Köpekbalığı sakın beni yanlış anlama,
Bir dahaki sefere yaşarsam aynen böyle bir macera,
Bulduğum inciyi sana ithaf edeceğim,
Ve tehlikeli sularda yüzmeyeceğim.
Kelimeler bana pek bozulur,
Sörf tahtası olacaklarına düşünce okyanusunda,
Fikir dalgası gelince dört adam boyutunda,
Üzerinde kayarak ona yol açacaklarına,
Dalgıçlık yapıp başlarlar dipteki inciyi aramaya.
Peki sonra ne olur?
Dalga gözden kaybolur,
İnci desen ha deyince nasıl bulunur?
Ortada bırakırlar beni,
Ya görürsem sonra köpekbalığı yüzgeci!
Köpekbalığı burada yazamamak korkusun bir tasviri,
İnci uğruna sattı bu kelimeler beni.
Neyseki yüzerim istersem karaya,
Köpekbalığı sakın beni yanlış anlama,
Bir dahaki sefere yaşarsam aynen böyle bir macera,
Bulduğum inciyi sana ithaf edeceğim,
Ve tehlikeli sularda yüzmeyeceğim.
26 Mart 2010 Cuma
Kararsız bir safsata
Bilemedim, karar veremedim...
İster miyim, istemez mi?
Mırım kırım...
Ne yapsam ne etsem?
Yok mu bana akıl sır erdiren?
O kelime mi yoksa bu kelime mi...
O yol mu bu yol mu...
O da ne seçenekler bol mu?
Sarı mı mavi mi mor mu yeşil mi?
Uzun mu kısa mı yoksa en dar olan mı?
Nasıl karar vereceğim...
Aklımı da alıp buradan gideceğim.
İster miyim, istemez mi?
Mırım kırım...
Ne yapsam ne etsem?
Yok mu bana akıl sır erdiren?
O kelime mi yoksa bu kelime mi...
O yol mu bu yol mu...
O da ne seçenekler bol mu?
Sarı mı mavi mi mor mu yeşil mi?
Uzun mu kısa mı yoksa en dar olan mı?
Nasıl karar vereceğim...
Aklımı da alıp buradan gideceğim.
4 Mart 2010 Perşembe
Işın kılıcı
Bazen korkularımla ve endişelerimle savaşacağım bir ışın kılıcımın olmasını isterdim.
Hepsini, bütün siyah gölgeleri onunla ikiye ayırıp yok edebileceğim.
Hepsini, bütün siyah gölgeleri onunla ikiye ayırıp yok edebileceğim.
22 Şubat 2010 Pazartesi
3..2..1..Başla!
Evet sonunda bir an için hiç bitmeyecek sandığım tema seçme, başlık düşünme, isim düşünme faslını geçmiş bulunuyorum. Bazen gereksiz detaylara o kadar çok takılıyorum ki, asıl amacımdan sapıyorum.
Karmaşık-kafanın başlangıcı...
Karmaşık-kafanın başlangıcı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)